‘Diğer’ Kategorisi için Arşiv

Sansüre Sansür

11 Mayıs 2009

YouTube’e erişimin engellenmesinin birinci yılının ardından, SansüreSansür.Org internet sayfası “Bugün internetine sansür, yarın hayatına sansür. Sessiz kalma.” sloganıyla internet sitelerinde protestolarına devam ediyor.

Yeni Web Günlüğüm

22 Şubat 2009

Özgür yazılım camiasını ilgilendiren yazılarım WordPress’te yer alan eski web günlüğüm yerine artık Blogger’da yer alan sayfamda yer alacak! Yeni web günlüğüme http://egetun.blogspot.com/ adresinden erişilebilir…

The Curse of Monkey Island

22 Eylül 2008

Guybrush: How can you see without eyeballs?

Murray: How can you walk around without
a brain? Some things no one can answer...

ffmpeg Nasıl Kullanılır?

19 Şubat 2007

ffmpeg, bir çok görüntü türü arasında dönüşüm yapabilme imkanı sağlayan, açık kaynak kodlu bir uygulama (veya kütüphane) olarak tanımlanabilir.

Görüntü türleri arasında dönüşüm yapabilmeye örnek olarak, YouTube ve türevleri sitelerden indirilen .flv dosyalarının dönüştürülmesini ele alacağım.

Bilgisayarımda yer alan alelade bir flv dosyasının “/home/Chriseba/” dizini altında olduğunu varsayarak, konsoldan bu dizine geçiş yapıyorum (cd /home/Chriseba demem gerekmiyor sanırım). Söz konusu flv dosyasının adının “bill_hayes-1.flv” olduğunu varsayalım, o zaman konsoldan şu komutu vereceğim.

$ ffmpeg -i bill_hayes-1.flv bill_hayes-1.avi

Bu komutu verdikten sonra, aşağıdaki gibi bir çıktı alırsınız ve çevirme işlemine başlar;

$ ffmpeg -i bill_hayes-1.flv bill_hayes-1.avi
FFmpeg version SVN-r7868, Copyright (c) 2000-2006 Fabrice Bellard, et al.
Compiler did not align stack variables. Libavcodec has been miscompiled
and may be very slow or crash. This is not a bug in libavcodec,
but in the compiler. Do not report crashes to FFmpeg developers.
Seems stream 0 codec frame rate differs from container frame rate: 1000.00 (1000/1) -> 25.00 (25/1)
Input #0, flv, from ‘bill_hayes-1.flv’:
Duration: 00:07:46.4, start: 0.000000, bitrate: 80 kb/s
Stream #0.0: Video: flv, yuv420p, 320×240, 25.00 fps(r)
Stream #0.1: Audio: mp3, 22050 Hz, mono, 80 kb/s
Output #0, avi, to ‘bill_hayes-1.avi’:
Stream #0.0: Video: mpeg4, yuv420p, 320×240, q=2-31, 200 kb/s, 25.00 fps(c)
Stream #0.1: Audio: mp2, 22050 Hz, mono, 64 kb/s
Stream mapping:
Stream #0.0 -> #0.0
Stream #0.1 -> #0.1
Press [q] to stop encoding
frame=11661 q=18.2 Lsize= 15775kB time=466.4 bitrate= 277.1kbits/s
video:11519kB audio:3644kB global headers:0kB muxing overhead 4.033155%

Şimdi yukarıdaki çıktıya bakıp, neler olduğuna bir göz atalım. Input (kaynak dosya) ve Output (hedef dosya) arasında bazı farklılıklar var. Mesela kaynak dosyada ses kalitesi 80kb/s iken bu değer hedef dosyada 64kb/s oluyor. Demek ki bazı değerlerin aynı kalması için bir takım komutları bizim vermemiz gerekiyor.

Bu dosyayı çevirmeye başlamadan önce

$ ffmpeg -i bill_hayes-1.flv

komutu ile kaynak dosyanın değerlerini görebiliriz ve buna göre komutlar verebiliriz.

$ ffmpeg -i bill_hayes-1.flv -f avi -vcodec mpeg4 -b 800k -acodec mp3 -ab 128 bill_hayes-1.avi

Buradaki komutları teker teker açıklayalım; -vcodec ile hangi vodeo codec’ini kullanacağınızı, -b ile video bitrate değerini, -ac ile ses codec’ini ve -ab ile ses bitrate değerini belirlersiniz.

Ya da bir DVD’yi VCD kalitesine indirmek için (formatı *.avi veya *.dat olabilir) aşağıdaki gibi daha basit bir komut kullanabilirsiniz:

$ ffmpeg -i VTS_01_1.VOB -target vcd VTS_01_1.avi

Burada -type parametresinin ardından vcd, svcd, dvd ve bir çok tanım verilebilir.

Eğer çevireceğiniz dosyanın adında boşluk varsa (örneğin: benim odam.wmv), o dosya adını tırnak işareti kullanarak girmelisiniz:

$ ffmpeg -i “benim odam.wmv” “benim odam.avi”

Bu konu ile ilgili daha detaylı belgelere /usr/share/doc/ffmpeg/ dizininden ulaşabilirsiniz.

ffmpeg ile şu ana kadar .wmv (Windows Media Video), .mov (QuickTime), .vob (DVD), (VCD) formatlarından DivX formatına başarılı bir şekilde video çevirisi yapabildim ve tam tersi de yapılabiliyor. İyi bir kalitede olması için -özellikle DVD’den çevirirken- kaynak dosyanın değerlerine dikkat etmekte yarar var.

Kolay gelsin…

Bir Yokediliş Öyküsü…

26 Ekim 2006

Panthera Pardus Tulliana
- Bir Yok Oluş, Yok Ediliş Öyküsü -

Hani son kuşlardan bahsederiz ya ara sıra; bu öykümüz de son panterle, ama Afrika’nın değil, Anadolu’nun Neolitik çağlardan beri sakini olmuş Anadolu Panteri ve 17 Ocak 1974′te Beypazarı’nda bıraktığı son pati izi ile ilgili. Yirminci yüzyıl kapıyı çalarken tarihin en kanlı katliamlarına tanık olmuş Ruanda’da, milyonlarca insanın öldüğü Tutsi ve Hutu kabilelerinin savaşlarında gorillerin yok olma noktasına gelişleri gibi, yirminci yüzyıl boyunca da pek çok hayvan nesli, insanların gözlerini bürümüş kandan nasiplerini almışlardı. Anadolu Leoparı’na ilk bilimsel “Felis tulliana” adı, 1856′da Fransız zoolog M. A. Valenciennes tarafından, Klikya Valisi’yken Anadolu Panteri ile ilgili ilk bilgileri derleyen Romalı Marcus Tullius Cicero’ya ithafen verilmişti. “Tullius” ismi Anadolu’nun panterine giderken “Cicero” ismi de Ankara’nın köstebeğine, ikinci dünya savaşındaki asrın casusu İlyas Bazna’ya takılacaktı. Anadolu panterleri, Ege Bölgesi, Toros Dağları, Köroğlu Dağları’nda doğal yaşamlarını sürdürmeye çalışırlardı. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde ise boyutları daha küçük olan İran Parsı (Panthera Pardus Saxicolor) yaşardı. Sonuncusu Şubat 1970′te Hakkari, Uludere’de Şehit Şen tarafından vuruluncaya kadar Anadolu’da kaplan da (Panthera tigris virigata) yaşardı. Prof. Dr. Turhan Baytop’un araştırması ve bulguları, Nihat Turan’ın “Türkiye’nin Memelileri” kitabında da yer almış; bu son Hazer Kaplanı’nımızın kuyruğunun Irak’lı bir aşiret reisine kamçı olarak kullanılması için satıldığı belirtilmişti. Şu anda son kaplanımızın postu kuyruksuz olarak Ali Üstay Koleksiyonu’nda bulunmaktadır. Hitit Kabartmaları’nda bile yer alan Anadolu’daki aslanların sonuncusu ise 1890′da vurulmuştu. Aslanımız gibi “çita”mıza da Anadolu’nun 20. yüzyılını göstermemiştik. Yirminci yüzyıl boyunca pek çok Anadolu Panteri avcılar tarafından kaplan kapanlarına düşürülerek ya da domuz avında kullanılan şevrotinlerle (dokuz bilya/buck-shot) acımasızca öldürülüp, avcıların omuzlarında, fotoğraf makinelerine verilen pozlarda yer almışlardı.

Yazının tamamı için http://www.anapan.com/son_anadolu_panteri_yazi.htm adresine göz atmakta fayda var. Sunu dosyası için buraya tıklayın.

Bir Cebit Fuarının Ardından…

11 Eylül 2006

Bu sefer, 2003 senesindeki fuardan kimi açıdan daha parlak, kimi açıdan da daha sönüktü. Pazar günü olmasından dolayıdır ki oldukça kalabalık bir fuar ve oldukça kalabalık otobüsler ile oralara kadar gidip gelebildik.

Yolculuk boyunca hem gidişte hemde dönüşte, otobüsün orta kapısının önüne oturduk. Şikayetçi olup öte yandan da biraz eğlenebiliyorduk yoksa pek keyifli bir yolculuk olmazdı, hele ki 2 saate yakın sürecekse. Oturunca aslında otobüsün oldukça alçakta olduğunu fark ediyoruz ki kapının dibinde oturup dışarıyı seyretmek ve geçen arabalardaki insanlara el sallamak da ayrı bir hissiyat, girmiyorum bu konuya.

Bu sene ki Cedit’te ağırlığı görünen (veya sadece benim ilgimi çeken bölümler) bölümler ise Sony, Sony Ericsson, Nokia, Turkcell ve Avea standlarıydı. Sony standında herkes Sony Playstation 3ü oldukça yakından gördü (ben de gördüm ve sonra hayata bakış açım resimde de görüldüğü gibi aptal bir ifadeye büründü). Açıkçası oyun içi görüntüleri beni hayrete düşürdü, bu meret Avrupa’da Şubat ayında çıkacakmış, eh, 600$ da veremem en azından şu an. Öte yandan Nokia standından Nokia N92yi denedim ki, N-Gage‘imde oynadığım System Rush‘ın yeni sürümü oldukça güzeldi. Turkcell standı ise oldukça kalabalıktı ama bence en güzel stand Avea’nındı, sekizinci salonun neredeyse tamamı Avea’nın kanatları altındaydı, özellikle de bir çok Avea’lı güzel bağyana da GPRS ayarlarım konusunda sıkıntılarımı dile getirip çözüm aradım, ama nedendir başarıya pek ulaşamadım gibi… Öhömm… Geçelim…

Fuar alanında Can abiyle buluştuk. Great Warlords olarak bir röportajdan bahsetti. Dolaştık dolaştık, bizi ingilendiren tüm ufak detaylara göz gezdirip “Hımmm, fena değilmiş” yorumu yaptıktan sonra Kadıköy’e varında PS2 Cafe’de bir Winning Eleven 10 da çevirdik.

(Yaka kartımız da eksik olmasın)

Hakkımda

15 Mayıs 1987

1987 yılı, İstanbul doğumluyum. Özel Saint Michel Fransız lisesinde okudum. Şu an Yeditepe Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı bölümü öğrencisiyim.

Web günlüğümün içeriğinden de anlaşılacağı üzere, özgür yazılım kavramı ile ve açık kaynak kodlu projeler ile ilgileniyorum. Bunların en başında TÜBİTAK-UEKAE bünyesinde geliştirilen Linux dağıtımı olan Pardus için PiSi paketleri hazırlıyor, Pardus’un kullanımını Türkiye’de yaygınlaştırmayı hedefleyen Özgürlükİçin.Com için yöneticilik yapıyor, bu topluluk sitesinin içeriğinin gelişmesi için tanıtım yazıları yazıyorum ve düzenlenen etkinliklerde olabildiğince yer almaya çalışıyorum. Önümüzdeki aylarda bu topluluk sürecinde daha da önemli roller oynamak istiyorum.

Önümüzdeki aylarda, internet sayfamı güncelleyerek tüm eski çalışmalarıma erişebilecek ve göz atabileceksiniz ve hatta “eee nerede bunun gerisi?” şeklinde yorumlarda bulunabileceksinz. Yeni çalışmalara ne zaman başlayacağım konusunda pek bir fikrim yok, hatta şu an bunu düşünmekten de üşeniyorum :)

Bana ulaşmak için denizutkan@lanetlidiyarlar.com e-posta adresime yazabilir, aynı adres ile Google Talk veya Gmail üzerinden benimle günlük geyiğinizi çevirebilirsiniz. Eğer Özgürlükİçin.Com topluluğu ile âlâkadar bir konuda benimle iletişime geçmek isterseniz, herhangi bir Jabber destekli uygulama aracılığıyla egetun@jabber.pardus.org.tr adresi üzerinden bana her zaman ulaşabilirsiniz.